SJ Financial II - шаблон joomla Форекс

wrapper

               Balya’nın (Perikharaksis) Antik Çağ Tarihi

İlkçağ antik bölgesine göre Balya ilçesinin konumuna baktığımızda MYSİA coğrafi bölgesinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölge; Manisa’nın kuzeyi, Balıkesir’in tamamı, Bursa’nın güneybatısı, Kütahya’nın batısı, Çanakkale’nin doğusu ve İzmir’in kuzeybatı kısmı Mysia bölgesinin günümüzdeki sınırlarını teşkil etmektedir. Diğer bir ifadeyle, Kuzeybatı Anadolu’nun, doğuda Bithynia, güneydoğuda Phrygia, güneyde Lydia, güneybatıda Aiolis, batıda Troas ile çevrilmiş parçasıdır.

Herodotos Troia savaşı öncesinde, Strabon ise bu savaş sonrasında yurtları olan bölgeye göçmüşlerdir. M.Ö. 600lerin başında yöre halkı Lydia egemenliğine, M.Ö. 547de ise Sardeise, M.Ö. 334 tarihinde Makedoniaya, M.Ö. 323 tarihinde Seleukos krallığına,II. Eumenes zamanında (M.Ö. 197-159) Mysia Bergama krallığına bağlanır ve daha sonra III. Attalosun ölümüyle de bölge, Roma hâkimiyetine girer.

Bölge halkı doğu Balkan kökenli olup, ismini Troia savaşından da önce Anadolu’ya Thrakia üzerinden girmiş bir Thrak boyundan aldığı ve, Mysia’lıların Anadolu’ya ilk kez M.Ö. 1200 yıllarında girmeye başladıkları kesin olarak söylenebilir. Balya (Perikharaksis) yerleşim yerleri olarak bu bölge sınırlarının içindedir. 

 Balıkesir ve çevresinde en eski yaşam kalıntıları M.Ö. 8000-3000 yıllarına kadar eskilere inmekte olup sırasıyla ;Hititler, Frigler, Yunan site devletleri, Bergama Krallığı Truva devletleri, Persler, Roma imparatorluğu, Bizans imparatorluğu egemenliklerinin etkileri görülür.

 Tarihin ilk dönemlerinden bu yana Balya’ya baktığımızda, çinko ve kurşun olmak üzere manganez ve linyit madenlerinin işletildiği,Madenlerin işletilmesi ile yaşam alanı( iskan alanı) olduğu görülmektedir.Balya çevresinde bulunan mağara ve kale kalıntıları incelendiğin de burasının M.Ö. 3000 yıllarına uzanan bir geçmişe sahip olduğu görülmektedir. Bu hisar ve mağaraların isimleri: Pazarköy yakınlarında Argiza adlı eski bir köy, Kadıköy’de Kale ve Romalılardan kalma köprü, Çırpılar'da  kale, Arı mağarası, Ceneviz mağarası .

               Balya madenleri Romalılar zamanında Kristiyan adıyla işletilmiştir. Bölgenin adı ise, Ergasteri'dir. Bizans döneminde de maden işletilmiştir. Bununla ilgili kale ve diğer yapıların kitabelerinde bilgiler vardır. Aynı dönemlerde Avrupalı Deniz Ticaretini elinde bulunduran venedik ve ceneviz’lilerin de madeni kullandıkları ve Balya’nın bir yaşam alanı olduğu görülmektedir.

Bizans'tan sonra Türk hakimiyeti görülür. Bunlar da; Uç beylikleri, Karesi beyliği, Osmanlı devletidir.

                KOCAGÜMÜŞ KÖYÜ. (BALYA)

1310 (Padişah 1. Osman dönemi) yılında Koca Gümüş Köyü çevresindeki kursun madenlerinin imtiyazı alınmıştır. Madenlerin isletilmesi için yurdun çeşitli yerlerinden gelen isçilerin nüfus yoğunluğunu ve hane sayısını arttırması üzerine,

1317 (Padişah 1. Osman dönemi) yılından önce  Balya  Koca Gümüş Köyü  adıyla anılmakta ve Balıkesir (Karesi Sancağına bağlı) Ali Demirci Bucağı nın bir köyü idi. Ali Demirci Köyü'nde bulunan Bucak Teşkilatı, Madenlerin işletilmesi için yurdun çeşitli yerlerinden gelen işçilerin nüfus yoğunluğunu ve hane sayısını artırması üzerine, Bucak teşkilatı Koca Gümüş köyüne nakli gerçekleştirilerek ilçe konumuna kavuşturulmuştur. Koca Gümüş adı kurşun madenlerinin ambalajlanmasından esinlenerek Balya’ya dönüşmüştür.

1520-1566  Kanuni Sultan 1.Süleyman döneminde  Balya’da para basıldığı bilinmektedir.Bu paranın  ön yüzünde “Sultan Süleyman Şah bin Selim Han Balya sene 926 yazılıdır.Arka yüzünde “Azze na (srühü) duribe yazılı olup  Gümüş Akçe (AR)  13,5 m/m , 0,70 gr dır.

1544 (Padişah 1.Süleyman dönemi) Balya ile ilgili eldeki en eski kayıt Bursa mahkeme sicillerinde rastlanan belgede padişahın Balya’daki madenlerde çalışmak üzere Bursa, Edremit ve Balıkesir’den yirmi beşer kişinin “kazıcı” olarak tayin ettiği belirtilmektedir. O dönemde madenlerde çalışanlar; “kürekçiler” ve “kazıcılar” olarak ikiye ayrılmıştır. Bunlar, her türlü vergiden muaf tutulan, madenin çevresindeki köylerden gelen insanlardan oluşmaktadır. Yine çevre köyler çeşitli guruplara ayrılarak, onlara madenin işletilmesi, kömürün çıkarılması, odunun temin edilmesi ve işçilere erzak sağlanması gibi görevler verilmiştir. İşçiler hiçbir şartta işlerinden ayrılma hakkına sahip değildirler..Bu tarihlerde bölge Bursa Hüdavendigar Sancağına bağlıdır. 

1632 (Padişah 4 Murat dönemi) yıllarında isyan çıkmıştır.

1651 (Padişah 4.Mehmet dönemi) tarihli Kütahya Beylerbeyliği Mutasarrıfının bir emridir.Bu belgeye göre; Balya madeninin Padişah’ın malı olduğu ve Bali Bey’in madende idare amirliği yaptığı belirtiliyor.Balya adının ‘’BALİ BEY’’ den geldiği de ileri sürülmektedir.        

1789-1807 III.Selim zamanında da maden işletilmektedir. Fakat şehrin nüfusu azalmış üretim azalmıştır. Bunun üzerine Gönen ve çevre köylerden bölgeye iskan yapıldığı gibi Gönen ile beraber iki üç kazanın da Balya’ya bağlandığını görmekteyiz.

1800 Madenden çıkarılan ürünler önceleri Gönen üzerinden Bandırmaya taşınıp, oradan da gemilere yüklenmekteydi. Balya maden sayesinde tarihin eski devirlerinden beri bir yol kavşağı ve yol üzeri olmuştur. Tabi ki bu da şehrin o zamanlarda da canlı bir mekan olduğunun bir kanıtıdır.    

1752 yılında madende soygun olmuştur.

1780 (Padişah 1 Abdülhamit dönemi) yıllarında yine büyük bir isyan çıkmış, bu  hem Balya’nın hem de Balıkesir'in huzurunu kaçırmıştır. Madenin işletilmesi zorlaştığı gibi üretim de düşmüştür.       

1802 yılına kadar madende çevre köylerden işçiler çalıştırıldığından, istenen verim artışı sağlanamamıştır.

1807 yılında ise, işletme tesislerinin yetersiz olduğu gerekçesiyle iki ayrı fırının daha  yapılması planlanmıştır.   

1808 yılında Maden Emini Yakup Ağa’ya fermanla Eminlik süresinin uzatıldığı bildirilerek, kendisinden, daha fazla kurşun ve gümüş üretilmesi istenmiştir

1808-1839 (Padişah 2. Mahmut dönemi) Koca Gümüş Mağarası’nda, çalıştırılan kürek mahkumlarının sırtlarında küfelerle helezon biçimli yollardan mağaraya inip maden çıkardıkları ve karşılığında biraz para ödendiği . Balya Urayı’nın 1935 tarihli bir yazısında belirtiliyor.      

Balya madenlerinin iç imkânlarla çıkartılması zorlasınca ve Sanayi İnkılapları ile teknik gelişme sonrası (1.Abdülmecit dönemi )1839 yılları itibariyle Avrupalı Devletler Madenler ile ilgilenmeye başladılar. İlk önce Alman sonrada Fransa Madenlerin isletilmesi imtiyazını aldılar. 

1839-1849'da, milliyeti belli olmayan 'Balya Maden İsletmeleri' adlı şirket Balya'da ilk düzenli maden işletmesi olmuştur.

1862-64'ler de Bursa valisi Ahmet Vefik Paşa bölgedeki Yörükleri mecburi iskana tabi tutmuş, bu sayede Balya’nın birçok köyü ortaya çıkmıştır. Yerleştirilen Türk boy ve aşiretleri: -Akbaşlar,Kantemürlü Çepnileri, Derelü cemiyeti, Göçerikeser cemiyeti, Gökbaşlı cemiyeti,Hacıhüseyinli cemiyeti,Karsaklar cemiyeti, Kılaz aşireti,Kırmızılar Cemiyeti,Lökerler cemiyeti,Odmanlı cemiyeti, Sultan cemiyeti.

1864 yılına kadar Hüdavendigar Eyaletinin Karesi Livasına bağlı bir nahiye olan Balya,

1864-1874 yılları arası  Balya vilayet sistemine geçilen düzenlemeyle Edremit kazasına bağlanmıştır.

1868 yılına gelindiğinde ise Alman Reiser adli bir kişi maden isletme hakkini 'Lorium' şirketine devrederek ilk yabancı sermayenin girişine neden oldu. Yabancı sermayenin girmesi hem Balya’nın hem de madenin hayatini çok büyük oranda değiştirmiştir.

1874’ten sonra Balıkesir’in merkez nahiyesi olmuştur.

1877-78 Rus savaşı(93 Harbi) sonrası ve Balkan savaşları sonrası bir çok göçmen bölgeye yerleştirilmiştir. Bu da hem Balya’nın hem de köylerin nüfusunu artırmıştır.

1878 yılında “Riol” adlı bir Fransa yurttaşı Balya’da maden aramak ve işletmek için 99 yıllık bir “İşletme İmtiyazı” almış. Bu sahadaki işletmede o zaman %97,5 kurşun ve 2,06 g/t gümüş ve 5-6 g/t altın elde edilmekte olduğu bildiriliyor. 

1880'li yıllarda da Kaymakam da atanmış, teşkilatlanma artırılmıştır.

1887 tarihli nüfus verileri hakkında en önemli bilgi kaynağı olan salnamelere göre Balya nüfusu 21.500 dür.bunun 341 kişisi gayri Müslim dır.

1890 tarihli nüfus verileri hakkında en önemli bilgi kaynağı olan salnamelere göre Balya nüfusu 23.700 dür.Bunun 346 kişisi gayri  Müslim ,  1.577 kişi Bulgar dır.

1892 tarihli nüfus verileri hakkında en önemli bilgi kaynağı olan salnamelere göre Balya nüfusu 27.700 dür.gayrimüslim sayısı belirtilmemiştir.2.343 kişi Bulgar dır.

1892 yılında Balya bölgesindeki simli (gümüşlü) kursun madeni isletmek üzere "SOKIETE ANONYME OTTOMANE MINES de BALIA KARAIDIN"   Balya Karaaydın Madenleri A.S.  kuruldu. Fransız kökenli bu şirket sadece Balya'dan kursun, çinko, gümüş çıkarmakla kalmadı;  Mancilik'ta  kömür, Patlak'ta kursun, çinko ve manganez madenlerini de isletti. 

1895 Belediye ve altyapı teşkilâtı Balya’da kuruldu.        

1900 yılında ise Balya üçüncü sınıf olarak tekrar kaza yapılmıştır. 

1900 tarihli nüfus verileri hakkında en önemli bilgi kaynağı olan salnamelere göre Balya nüfusu 42.500 dür.Bunun 1.118 kişi gayrimüslim.2.365 kişi  Bulgar  dır.

1901' de Fransızlar  Mancılık'ta  kurdukları ilk termik santral da çıkardığı kömürü yakarak elektrik üretip maden makineleri çalıştırdı.fazlasını da belediyeye satarak , Balya'nın aydınlanmasını sağladı. 

Osmanlı imparatorluk sarayından sonra  ilk elektrik kullanan ilçe  Balya’da olmuştur. 

1906 yılı itibariyle kazada 36 cami, 53 mescid, 4 kilise, 70 değirmen, 3 han, 5 maden fabrikası, 7 gazino ve 88 mektep vardır” 

1907 tarihli nüfus verileri hakkında en önemli bilgi kaynağı olan salnamelere göre Balya nüfusu 52.500 dür.

1908 Balya’nın  ilk amele grevi başladı. 3000’den çok maden işçisi, ücretlerinin yetersizliği, iş güvenliğinin yokluğu ve çalışma gününün 8 saate indirilmemesi nedenleri ile isteklerini ilettikleri işverenlerden olumlu yanıt almak bir yana, üzerlerindeki baskılar arttırılıp, bir de grev kırma hazırlığına girilip yedek işgücü hazırlanması üzerine, işçilerin 14 Eylül 1908’de madenin bütün bölümlerinde iş bırakmasıyla başladı. Yalnızca, madeni su basmaması için su pompaları çalıştırıldı. Balya Kaymakamı elindeki güvenlik güçleri ile bir müdahalede bulunamayınca, Balıkesir ve Gönen’deki Redif Taburları’ndan birer bölük asker getirtildi.  Hükümet, grevin bastırılması için Balıkesir Mutasarrıfı Mehmet Ali Ayni Bey’i görevlendirdi. Grevdeki işçiler de binlerce imza toplayıp Selanik’teki Osmanlı Sosyalist İşçi Fırkası ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne telgraflar çekti. İttihat ve Terakki Cemiyeti Milletvekili Sudi Bey Balya’ya geldi. Ne var ki, o da grevin bastırılması için çalıştı. İşçiler, tek tük çözülmelere karşın grevi sonuna dek sürdürmeye kararlı idi. Ancak, güvenlik güçleri işçileri zorla madene indirince grev amacına ulaşamadan sona erdi. Bu arada Balya’da “adalet ve müsavat” şiarları ile şube açmış olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gerçek yüzünü ilk tanıyanlar da, Balya’lı işçiler oldu. Aslında bu grev ülkede 1908 Ağustos ayında başlayan grev dizisinin bir halkası idi. Hükümet, bu grevlerin karşısında sert önlemler aldı, sendika kurmak yasaklandı, grev yasağı getirildi. Bu yasaklar kuşkusuz en çok yabancı şirketlerin yararına oldu.     

İşletme, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce dünyanın en büyük maden işletmelerinden biri iken  Balya Karaaydın Madenleri AŞ, 1904-1913 yılları arasında ortaklarına %12’den %357’ye ulaşan oranlarda kâr payı dağıtmış. 

1910’da Balya ikinci sınıf kazalığa yükseltilmiş ve ilçe olmuştur.

1911 Balya’nın  ikinci amele grevi de çalışma süresinin 8 saate indirilmesi ve ücretlerin arttırılması istekleriyle başladı. Greve önce madenin en ağır işlerinde çalışanlar başladı; ötekiler de sonradan onlara katıldı. Bu grev başarılı oldu. Şirket, işçilerin isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.

1911 yılında şirkette 175 müstahdem ve 1.165 işçi çalışmıştır. İşçi sayısı ile ilgili bu rakamlar, madende asansörün ve elektriğin kullanılması, işletmenin büyüklüğü ve kullanılan teknolojinin seviyesi hakkında fikir vermektedir.

Balya Karaaydın Şirketi, üretilen madenleri  Akçay  limanına ulaştırılmak için,  Balya-Palamutluk arasına, 62 km uzunluğunda ve 60 cm genişliğinde bir dekovil hattı döşerken, Palamutluk-Akçay arasına da tren hattı yaptırmıştır. Bu yatırımlar sayesinde; madenler dekovil hattından hayvanlarla Palamutluk ’a kadar çekilmiş, buradan ise, trenlerle Akçay ’a aktarılmış, oradan da gemilerle yurt dışına gönderilmiştir.

1913 yılında üretiminde doruğa ulaşmış ve o yıl 13.890 ton kurşun ve bir o kadar da çinko üretmiş.  Ayrıca halkın sosyal ihtiyaçları için birçok değerler şehre getirilmiştir. Bunlardan birkaçı; modern fırın,golf sahası, hastahane, bar-eğlence merkezleri vb.      

1915 de Çanakkale den getirilen yaralılar için harp hastahanesi  (Mecruhin Hastanesi) kurulmuştur. 

1920’lerde  Balya nüfusu 30.000 dolayındadır.              

İlçe; 1920 yılında Yunan işgaline uğramıştır. Balya halkı, Yunan işgalinden kurtulmak için Yunan askerleri yanında, kuzeyde Aznavur Ahmet Çetesi, batıda Gavur İmamla savaşmak zorunda kalmıştır. İlçe, 6 EYLÜL 1922 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır. Bu bakımdan Her yıl 6 Eylül Kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.

 

Mustafa Kemal Atatürk 8 Şubat 1923'te Balıkesir’den Balya'ya giderken Akbaş köyün de mola vermiş Akbaşlılar kır kahvesinde karşılamış ve kurban kesip ikramda bulunmuş.Gazi sohbet ederken köylerde okul açma fikrini ve yetişecek bireylerle nasıl kalkınacağını  anlatmış . Eşi Latife Hanım da Kemal mektep bu oturduğumuz yere yapılsın diyerek yerini işaret etmiş. Mustafa Kemal Paşa Balya’ya oradan da Edremit’e geçmiştir.  Köyün ileri gelenlerinden merhum Ahmet Akbaş da Balya madende çalışan İstanbullu mimar mühendis Nuri beye plan çizdirmiş. Okulun temeli 1923 de atılmıştır.Ahmet Akbaş’ın önderliğinde  köylünün gayreti ile  tamamlanmış ve 1929 Akbaş Köy Mektebi adıyla öğretime başlanmıştır. 

Birinci Dünya Savaşı sonrası krizden etkilenen şirket, üretimi durdurmak tehdidinde bulunarak madeni kapatmak istemiştir

1923 Yılında A.Reşit Gencer  “ İstiklal savaşı sonunda harp biter bitmez Balya madeninde müdür olan babamın bir arkadaşının çağırmasıyla mühendis olarak başladım, 1927 başmühendis oldum,1928 yılında madende genel müdür ve murrahas aza oldum”.  Fransız şirketi olmasına rağmen bir Türkü başa getirmişlerdi.Bu görevde sonra da M.T.A’   nın ilk , ETİBANK’ın  ikinci genel müdürlüğünü yaptı.               

Adını 1923'den sonra 'Balya Karaydın Maden Şirketi Türk' diye değiştiren  şirkete devletçe  200.000 lira yardım edilerek üretim sağlanmıştır.

1925’te İstanbul Amele Birliği’nin çalışmaları sonuç verdi ve İstanbul, Zonguldak ve Balya-Karaaydın Amele Birlikleri birleşti ve ilk kez Türkiye Amele Birliği oluşturuldu. İstanbul’da 250 delege ile bir İşçi Kongresi toplandı. Delegeler  İstanbul ’ lu 19.000, Zonguldak ’lı 15.000 ve Balya-Karaaydın’lı 10.000 işçiyi temsil ediyordu. Kongre’de 34 derneğin bir birlik yada konfederasyonda birleşmesi kararlaştırıldı. Ancak, hükümet bunu tanımayacağını açıkladı. 

1927’lerde 25 yataklı bir hastanesi, 5 yataklı frengili hastaları tedavi evi, eczanesi, sineması, 5 fabrikası, 5 maden kuyusu, 5 yapımevi bulunduğu bilinmektedir. 

1927’deki külçe kurşun üretimi 8.054 ton,

1928’dekinin 7.140 ton olduğu bildiriliyor.

1927 yılında, Balya’nın 25.000 kişiye yakın nüfusu vardı. Yaklaşık 5.000-7.000 kişi işletmede çalışıyordu. Üç vardiya çalışılır ve her vardiyada galerilerde 1.500 dolayında kişi çalışırdı. Flotasyon tesislerinde 200 dolayında ve izabede de buna yakın işçi çalışırdı. Yabancı mühendis, jeolog ve teknisyen sayısı 50 kadardı. Bunlar, Balya’ya yakın bağımsız bir sitede oturur, arabalarını Türk sürücüler kullanırdı. 1926-27’de işçi gündeliği 150-200 kuruş; her odada 7 kişinin yer yataklarında yattığı işçi otellerinde yatak bedeli aylık 60-100 kuruş; o günlerde Balya’da bir ineğin fiyatı 12 lira, yumurta 20 para-1 kuruş arası, bir okka ekmek 15 kuruş, bir kilo şeker 10 kuruş dolayında idi. Kentteki iki ilkokuldan birinde yabancıların çocukları okurdu. 

13 yıl flotasyanda çalışan ve 85 kuruş yevmiyeyle madende çalıştığını anlatan 93 yaşındaki Neşet Esen, “Fransızlar bizden ayrı yaşıyordu. Onlar sadece idareciydi. Çiftlik evlerinde yaşıyorlardı. Dökümhanedeki fırınlar çalıştığında dumanı bacayla tepenin üzerinden veriyorlardı. Duman, çevredeki hayvanlara zararlıydı. Koyunlar sakat doğum yapıyordu. Şikâyet eden ileri gelen ailelere duman parası ödediler. Fransızların aşağıda kendilerine özel eğlence mekânları vardı. ‘Leşke’ diyorlardı ve Fransa’dan revüler geliyordu. Türkler ve Fransızlar ayrı eğleniyordu.” ‘maden ayrıştırma’ işlemini şöyle anlatıyor: “Mal dökülürken, ‘kio’ isminde bir ilaç vardı, onu katıyorduk. Flotasyon için suya zantant, çam yağı ve siyanür katıyorduk. Çam yağı kabarmasını sağlıyordu. Bu maddeler cevheri ayırıyordu. Buradan 12 çeşit maden çıkardı. Ayrıca kireç ve göztaşı da kullandık. Bu kimyasallar makinelerden damla damla akıtılıyordu. Dakikada kaç damla akacağı daha önceden Fransız mühendisler tarafından hesaplanmıştı.”             

29 Ekim 1927’de Arı Mağara’daki tesislerde yangın çıkmış, yangın dört gün sürmüş ve bir işçi ölmüştü. Yangınla 500 bin lira zarara uğradı. Devletçe 200.000 lira yardım edilerek üretim sağlandı. 

1928’de Balya’nın üçüncü önemli amele direnişi yapıldı. Grevin nedeni ücretlerin azlığı idi. Grev çeşitli oyun ve baskılarla çözüldü ve basında da pek yankılanmadı. Bu grevi o yıllarda Balıkesir Halk Evleri kurucularından ve Başkanı olan Esat Adil Müstecaplıoğlu örgütledi.

1929’da, 1900 kw gücünde yeni bir santral daha kurulmuş.

Günde üç vardiya çalışan flotasyon tesislerinin günlük kapasitesinin 250 ton dolayında konsantre çinko ve 50 ton dolayında konsantre kurşun olduğu sanılıyor. İzabe tesisinin kapasitesi bilinmiyor.

Balya’da iki flotasyon ve bir de izabe tesisi kurulmuş. İşletmenin son dönemlerinde flotasyonlardan biri çalıştırılmış; izabe tesisi ise 1930’da kapatılmış. 

1930’lar da dünya piyasalarında kurşun fiyatları da düşmüştür. Ayrıca,  Dünyada yaşanan ekonomik kriz de, Balya maden işletmesini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu durum, Balya Karaaydın Anonim Şirketi’ni zor durumda bırakmıştır. Şirket, işçi çıkarma yoluna gitmiştir.          

 1931 yılı öncesinde madende 5 bin işçinin çalışmaktadır.

1932 yılında faaliyetini durdurarak ayrılma tehdidinde bulunan şirkete yine devlet tarafından yardımda bulunularak üretimi sürdürmesi sağlanmış oldu.

1933’lerde 10 kilometrelik şehir içi  yolu, 8 kilometrelik kanalizasyonu, 1 motopompu, 3 tulumba ve 5 işçili bir yangın söndürme teşkilatı, belediye dispanseri, 65 dükkanı, 5 mağazası, 3 lokantası, 2 gazinosu, 7 kahvehanesi, 2 hanı, 2 oteli ve 10 fırını olan bir maden şehri  idi. 

25 Haziran 1934 Pazartesi günü Mustafa Kemal Atatürk  Balıkesir’den otomobil ile Balya’ya  ziyarette bulunarak Çanakkale’ye hareket etti. 

1935  Bu yardımlar çerçevesinde Şirkete destek olmak amacıyla çıkarılan bir kanunla  işletmeci şirketin madenlerde kullandığı malzemeleri ve akaryakıtı yurt dışından gümrüksüz getirmesi sağlanmıştır.

Şirket, 1933–1934 yıllarında üretimini üç katı artırmasına karşın 1935-1939 yılları arasında cevher yataklarının fakirleştiği gerekçesiyle kurşun fiyatlarının dünya piyasasında düşmesi üzerine madende tasfiye hazırlıkları yapılmış ve  faaliyetine 1939 yılında son vermek zorunda kaldı. 

Maden, 8 Şubat 1940' ta Bakanlar Kurulu kararıyla devletleştirildi. Fakat maden ocakları kapatılmış olsa da Fransız şirketi, sahada tasfiye çalışmalarını 1950 yılına kadar sürdürmüş; bu arada, flotasyon artıklarından bir bölümünü daha işlemiş.

Atıkların çevre açısından sakıncalı olan türü, flotasyon artığı ve izabe cürufları. Geçmişte, Balya’da çıkarılan cevherin işlendiği iki flotasyon ve bir de izabe tesisinin kurulduğu biliniyor. Bugün sahada bunların duvar ve baca kalıntıları görülmekte. 

Fransız Şirketi’nce çıkarılmış olan 4.000.000 ton kadar cevherden 40.000 ton kadar metal çıkarılmış olduğuna göre, sahada 3.600.000 ton kadar atık birikmiş olması gerekiyor. Ancak, bunun önemli bir bölümü taşıma ve sellenmelerle götürüldüğü için bugün sahada 300.000 ton izabe cürufu ile, 1.200.000 ton flotasyon atığı ve jig artığı olmak üzere toplam 1.500.000 ton kadar atık bulunduğu öngörülüyor.

Bu şirketin sahadan yaklaşık 4.000.000 ton tüvenan cevher ve bundan da 400.000 ton metal kurşun ürettiği sanılıyor.

O tarihten itibaren de Balya' nın kaderi değişti. Yaklaşık 70 yıl boyunca Fransızların işlettiği madenden 400 bin ton kurşunun çıkarılıp Fransa'ya ihraç edildiği tahmin ediliyor. Bunun karşılığında da 4 milyon ton zehirli atık da Balya çevresinde Maden deresinin kıyısında neredeyse bin asırdır duruyor.

Maden kapatıldı, ekipmanları söküldü Sökülen makine ve ekipmanlar Murgul,   Ergani, Zonguldak, Elazığ, Soma, Keban madenlerine gönderilmiştir.

Hatta diyebiliriz ki Etibank ve Türkiye Kömür İşletmelerinin temeli Balya madenleridir.

1960 sonrasında bir dizi yerli şirket çalışmayı denemiş; ama sürdürememiş. 

COĞRAFİ KONUMU

Balya, Balıkesir ilinin şirin ,doğası ile güzel bir ilçesidir . Ancak Maden atıkları ve hızlı nüfus azalması şehri adeta unutulmaya itmiştir .Şehrin geleceğine yönelik yapılacak bir çok iyi şey var ise de bunlardan hiçbirine teşebbüs edilememektedir. Adeta kaderine terk edilmiştir.

 İlçe, gelişmişlik açısından ülkedeki 858 ilçe arasında, 653. sırada yer alıyor. Marmara Bölgesi’nin Güney Marmara Bölümü’nde, Balıkesir ili sınırları içerisinde yer almakta olup, yönetim olarak ilçe statüsündedir. Kuzeyinde Manyas ve Gönen ilçelerinin yer aldığı Balya’nın, doğusunda Balıkesir merkez ilçe, güneyinde İvrindi, batısında da Yenice (Çanakkale) ve Havran ilçeleri bulunmaktadır ). 

Yüzölçümü 952 km² olan Balya’nın %70’i kadarını dağlık alanlar, geriye kalanını engebeli alanlar oluşturur. İlçenin kuzey batısında Konak, batıda Ekizce, doğuda Akçal dağları uzanmaktadır. (Balıkesir İl Yıllığı, 1975). Bu nedenle sahip olduğu toprakların önemli bir kısmı tarım faaliyetlerine uygun değildir ve daha çok mera alanı olarak kullanılmaktadır. Bu mera alanında ise ağırlıklı olarak geleneksel yöntemlerle yapılan hayvancılık faaliyetleri sürdürülmektedir. Ortalama yükseltisinin 230 metre olduğu Balya’nın en yüksek tepesi doğusunda yer alan Akçal Tepesi’dir (642 m). Balya’nın en önemli akarsuyu olan Kocaçay, Kaz Dağları’ndan doğarak İvrindi’den Balya sınırları içerisine girer ve Kocadere ile Orhanlar derelerini bünyesine aldıktan sonra, Manyas Gölü’ne dökülür.